2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    TeKoSeR Keca Ciya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Yer
    DePE
    Mesajlar
    2.303
    Tecrübe Puanı
    3

    Ala HPG Gerilla Şiirleri

    FEDAİ ŞAİR

    Direniş fırtınalı kişilik ister. Yüreğin beyinde ve bedende patlamasıdır direniş… Yenilmez irade ve keskin kararlılık beynin yürekte kendisini yaratmasıyla gerçekleşir. En anlamlı direniş örnekleri, bilimsel cesaretin kendini komple ve entelektüel biçimde ifade ettiği militanıyla verilmiştir. 21. yüzyılın Kürdistan gerillası HPG ile kendini yenilemiş, profesyonelleşmiş, savaş ve direnişte efsaneleşmiş, böylelikle fedaileşerek tarihin taş yazıtlarına bir anıt gibi dikilmiştir. Yaratıcılığındaki muhteşemlik gerillanın hünerli ellerindedir artık. Sanat, kültür ve edebiyatta kendini var etmenin direnişçi örneklerini de bizlere ispatlamaktadır.
    1999 yılına kadar gerillanın on beş yıllık özgürlük mücadelesinde yarım kalan birçok yön vardı elbette. Hele hele ARGK’den HPG’ye yaşanan dönüşüm, kendisini artık yarım kalan yürüyüşten başarı ve zafere taşıyan bir yürüyüşe sürükleyişti. En çetin sorgulama ve en keskin kişilik savaşımları kendini, başarıda ısrarlı olanların sağlam duruşlarıyla yeniden gerilla giysilerine büründürdü. Belki elbiselerimize dökülen kanları ve öykülerini keşke anlatabilseydik dediğimiz zamanlar oldu. Fakat birçok öykü kendilerini anlatamadan bu elbiselerle birlikte toprak oldu, tarihin gizli hazinelerine karıştı…
    Tam olmak yaşamaktı. Düşüncesini, duygularını, hayallerini, yaşadığı mutluluk, sevinç ve üzüntülerini romana dökmekti. Anı yazmak, şiirleştirmekti. ‘Ben direndim.’ demekti. ‘Ben varım.’ demekti. Toprak olmadan önce yaşadığını gösterebilmekti.
    Her gerilla öyküsünü dinlediğimizde en çok gülüşler kalır belleklerimizde. Gerilla nasıl güler acaba? Gerilla nasıl ağlar? Gerilla yaşanamaz denilen kasvetli dağlarda nasıl türküleşir, şiirleşir, kahramanlaşır? Gerilla en vahşet savaşların dayatıldığı anlarda nasıl ruhunu barışa kanatlandırır? Çürüttük dendiği anda nasıl yeşerir, serpilir, çoğalır ve büyür?
    Silahlı mücadele tarihimiz iki önemli dönemecin yarattığı çıkışla gelişti. Bu, 15 Ağustos Atılımı’nın yarattığı ulusal-demokratik diriliş ve bu dirilişin birikimine dayanarak başlatılan 1 Haziran kararının atılıma dönüşerek yarattığı direniş ruhudur. Bir ulusal dirilişten demokratik konfederalizm temelinde demokratik bir kurtuluşa ulaşmanın direnişiydi. Açığa çıkan gerçeklik; Kürdistan’da mücadele edildiğinde başarma ve kazanma gerçekliğinin somutluk bulduğudur. Kürdistan’a ve Kürt halkına dayatılan inkâr ve imha siyasetinin parçalanması işte bu direnişin kahramanca örnekleriyle gerçekleşti. Apocu çizgi ve şehitlerimizin Reber Apo çizgisinde sonsuz bağlılıkları cesareti, kararlılığı ve coşkuyu kazandırdı. Serhildanların öncü ruhu oldu. Önderliğe özgürlük şiarını Özgürlük hareketi etrafında yekvücut haline getirdi. İşte bunun dili, bunun şiiriydi Şehit Bagok Welat yoldaş…
    Özgür yaşamda ısrarın, direnişin ve adanmışlığın fedai kişiliği ile duygu devriminin fedai şairiydi. Çağımızın en gelişkin yaşam biçimi olan gerillanın özgür yaşamını şiirlerine işleyendi. Direniş ile fedailiğin özünü yakalayarak şair olandı. Gerillanın savaşımını, yaşamını, umutlarını, özgürlük aşkını ve duygularını yaşayarak tanıyandı. Yaşayarak yazandı. Tabii fedai ruhla mücadele etti ve fedai ruhla yazdı. Ruhun açılmasıyla dizeler dizdi. Şiirleri ruhunun aydınlanmasıydı. Yoldaşlığa bağlılığın duygu seliydi. Onun kaynağına inmeydi. Öyle sistemin üst okullarında yetişmemişti. PKK’nin yaşam üniversitesinden aldığını yaşamsallaştırarak ve edebileştirerek bize geçmişin gelecek yüzünü bıraktı.
    Şehit Bagok arkadaş, Kürdistan’daki teslimiyet ve direniş ruhunu tanıyarak ve bilerek şairleşti. ‘Direnenler vardı, varlar ve var olacaklar.’ düşüncesi kararlılığı ve duygusuna sahipti. Ve öylece son olarak Dersim şehidi şehit Ruhat’ı yazdı özgürlük ve fedailiğin şairi... Bizlere de kendini anlatmayı ve yazmayı bırakmadı. Kendisini, Önderliği, yoldaşlığı, mücadeleyi, halkı ve şehitleri şiirlerle bırakarak anlattı.
    Ve bizler de Şehit Bagok’un anlatıcıları, iz sürücüleri olarak anısına bağlı kalmanın ilkelerini dokuyacağız bedenlerimize. Şairliği, gerillacılığımızın özlü ve özgün yanlarımızın ifadesi olacak ve bu mirası gerillalaştıracak, şairleştireceğiz.
    Bahoz Erdal

    Göçün şiiridir yalnızlığımız


    Kristal yağmurlar damlıyor
    Masallarımızın sararmış yapraklarına
    Her yağmur damlası teni yakan ateş
    Mevsim katıksız yalnızlık

    Hangi kasabanın bitişine terk ettik
    Çocuk şarkılarımızın dargın melodilerini
    Mavi rüzgarı arıyor şimdi
    İçimizdeki kar beyazı
    düş martısı
    Tutkularımızdan köprüler kurduk
    Arayışlarımızın derin uçurum ağızlarına
    Soluğumuzda belirginleşirdi zaman
    Hayallerimizde tutuşurdu mekan

    *
    Hangi zaman
    Hangi mekan
    Saklı tuttu
    aşklarımızın yürek sancısını

    Dalgalar saflığı
    ipeksi tül gözlerimiz
    Yürek yağmur yarışı
    Islak toprak
    Ve halen kirletilmemiş sevinç
    Ufkumuzun sınır hatlarında
    *
    Göz yelkenlerimizi indiriyoruz
    O yeşil deryanın gizemine
    Ardımızda
    Bir tek zamanı bırakıyoruz
    Zaman ki
    Ağır ağır silecekti
    Geçmişin ayak izlerini

    Dudağımızda
    Hala o kentin hüzünlü melodisi
    Eski bir harabeyi anlatır
    Şimdiki zamanın terk edilen mekanlarına
    Hangi sürgünün hüsranı
    Hangi kuşatmanın kara lekesi

    *
    Ve hangi kentin yalnızlığını sindirdik
    Yüreğimizin işgalsiz yerinde

    Sazlık dumanları arasında yürüyoruz
    Bilinmeyen uzaklığa doğru
    *
    Kulağımızda
    Yıkıntılardan kalma çocuk ninnileri
    Avuçlarımızda
    Kar beyaz martı çığlığı
    Sahipsiz masalların
    Balıkçıl kuşlarıyla göçüyoruz
    Dilimizde sızılı bir anlatımın
    anlaşılmayan dilsizliği
    Düşlerimizde
    Liman çocuklarının
    mızıka sesleriyle göçüyoruz
    Kımıltısızlığımızı duyan var mı?
    Gören var mı?
    Çöldeki kayıp benliğimizi

    Ve şimdi
    Şair imgelerken
    İçimizdeki saklı acıları
    Göçün şairidir yalnızlığımız
    Kalbin aynasıdır sancılarımız


    Hayalin


    Dün zamanı çiviledim gökyüzüne
    Yüzümü geçmişe dönerek
    Hayallerimde aradım seni
    Bize ait ama yaşamadıklarımızı
    Bir bir yargıladım
    Kefenin bir ucunda sen
    Diğer ucunda
    Hayalin
    Sen kayboluyordun kendi hayalinle
    Rüzgarda nefesini hissettim
    okşarken saçlarını
    Yüreğin sele uğruyordu
    Boğuluyordum
    rengini verdiğin bulutlardan
    *
    Akan göz yaşlarında
    Sandal olup dalıyordun enginliğine
    Uzatınca elimizi uzaklaşıyorduk
    Ve hayalin
    sen olup gidiyordu
    Bir ben
    kalıyordum yine
    Asılı zamanın boşluğunda
    Sadece ben


    Haritanın Görünmeyen Yüzü
    KemalPpir’e

    Çocuklar kadar gençtiler
    o zaman
    Şimdilerde ak saçlı bilgeler
    genç olanlar
    Yirmi bir yıl önce bugün doğanlar
    İlkokul çağına geldiklerinde
    Çizgilerin boş sayfada
    Ne yöne çizilmesi gerektiğini
    Ve artık heceleyerek
    Okumaya başladıklarını biliyorlardı
    Çizgili çizgisiz
    Kareli defterlerini
    İlk çizmeye başladıklarını
    Harita bir atlasın
    Unutulmamış ama alışılmış
    haritanın dışındaydı
    Yüzlerce yıldır çizilmiş çizgileri
    Kendi kalemleriyle değiştirdiler


    Özlemin


    Kaç yıl oldu görmeyeli
    Kaç mevsim
    Yüzüne hasret kaldığım günler
    Ne çabuk büyüdü

    Anımsar mısın beni
    Hayalimdeki yüzün
    Şimdi büyüyen çocukluğun
    Hayalindeki yüzüm

    *
    Ak saçların
    Güven veren dokunuşların
    Yıldızlı gecelerimde huzur veren
    Anadilimde yüreğime işleyen
    Sevincimiz

    Sevgi ve barış kokan aşklarımız
    Aşklarımız sabaha da sürsün isterdim
    Çocuksu özlemlerimizin güneşi koynunda

    *
    Huzur veren dokunuşlarını
    Selamlamak isterdim
    Masalların düşlerimde tamamlanırdı
    Ak saçlarında dilsiz bir tarih

    *
    Çocuk yüreğime anlatamadığın
    gizli yaşanmışlıklar

    Büyüdüm
    Bir uzun yolculuk bekliyordu beni
    Artık senin için bir hayal
    Genç bedenlerin savaşında

    Yaşama dönüşerek
    Görkemli dağların yolculuğunda
    Beni uzun dönüşsüz
    Suçlusu masallarım olan
    Adını bir türlü veremediğim
    Bana yabancı gelen
    İstemsiz, o kenti bırakmış
    *
    Ardımdan ağlamalarını istemem
    Dağlarımın tüm çiçeklerini
    armağan ediyorum
    Toprağa düşen masal çocuklarına
    Unutma beni


    Şafak vaktinde


    Şafak al kırmızı olmuş
    yıldızlar küsmüş o gün
    destansı yaşamın bağladığı sabah
    hüzün dolmuş yüreği
    Munzur’un suları donmuş
    beyaz gelinlik içinde
    Kuş cıvıltıları acı ve barut
    donatmış köşe bucağı

    *
    Yüreğim parça parça
    Ciğerim karanlığa bürülü
    Şafak karla örtülü
    Yine coşkun akan Munzur
    öfkesiyle çılgın
    Delirmiş vurur vadi duvarlarına
    Gittikçe yükselen uğultusuyla
    bir şeyler anlatıyor
    Yüreği tanıktır zulümlere
    Asi yol vermez bu zamanlarda
    Vicdanı sızlamıyor Munzur’un
    Hem de dertli mi dertli
    Çobanların kavalı duyulmaz
    bu diyarda

    *
    İnsanlar ıssız bırakmıştır onu
    Bundandır küskün oluşu
    Sana ne eyledik biz
    Can istedik can aldın
    hem de çocuk genç demeden

    Sana feryadım çok
    Yüreğinin can damarlarının
    sızladığını sanan Munzur

    *
    Coşkunluğuna gem vurasın derim
    Derim ki beni dinle
    Yıldızların küstüğü gün
    kaş ve göz arasında vedalaşan
    Aşkları uğruna ölümü seven
    yiğitlerin öyküsünü dinle
    Dinle ki
    coşkuna ortak bulasın
    Yaban eller dinlesin
    Dinlesin ki
    Ölümü sevenler aşkına
    Kavgana kavga katsın

    *
    Karanlık bir şafak doğmuş
    Böyle şey olur mu deme bana
    Ben de bilirim şafakları
    İnanmak böyle şafağa
    İşte böyle bir karanlık

    Gece gündüz yer değiştirdiler
    Laç’tan bir çığlık koparcasına
    anlatamaz bunları
    Ben de anlatamam kardelenleri

    *
    Gözü yaşlı anaların yüreğini paylaşmak
    zor Munzur
    Bir sessiz şafak vaktinde
    güleç yüzlü diren yoldaşım
    İnadından dönmeyen
    Daha başaracağım çok şey var diyor
    rüzgarın çocuğu Menav yoldaş
    İnadına Munzur’un derinliğine indi

    Yüreği sapasağlam
    Yiğitler böyle selamlaşır
    Yoksa anlatamazdım Munzur’a
    Canlar bir tek yürek olur
    Vatan sevdasının paylaşıldığı şafaklara

    *
    Şimdi anlar mısın beni
    dertli mi dertli

    O günden beri
    Laç’ta kekik kokusu yayılmaz
    Geyikler görülmez

    Ve sen Munzur
    Daha hırçın, daha coşkun
    Asiliğine asi canlar katarak
    Bütün diyarlara uzanasın

    Unutma Munzur
    Aşk uğruna ölümü sevenlerin
    Öyküsünü anlatasın


    Yaşamı Yaratmaya Giderken

    Sımsıkı sarıldı inançlı yürekler
    Bakışlar sonsuzca gülüştü

    Aşkın çocukları anlar
    Silahlarını yoldaşlarına bıraktılar
    sürsün diye yaşam kavgaları

    Başarı dileyen umutlu yüreklerin
    Yıkılmazlığından aldılar
    inançları
    Kutsaldı kararları

    Kapkara ıslak gözleriyle
    Ardından bakan küçük bir Arap çocuğu
    Sözdü ateş içinde yanan,
    Kürt bebesine duyulan sevgiydi

    *
    Yaratılmalıydı yaşam
    Anlamını yitirmeden kan
    yaratılmalıydı umut
    Çok sıkı sarıldılar
    sımsıkı
    Yaşama sarılıştı bu

    Yaşam yaratılmalıydı
    Son kez baktılar birbirlerine
    ilk kez bakar gibi
    Bembeyaz bir güzellik oldular
    kızıl taçlarıyla

    *
    Yaşam yaratılmalıydı
    İşte gittiler
    ‘Merhaba yaşam’ diyerek gittiler


    Gerçeğin özü deme

    Bir bedene yerleşti yedi ayrı figür
    Tüm farklılık ve ayrılıklarıyla
    gittiler
    Şehrin kehanetini asarak boyunlarına
    gittiler
    O uzak çölün saydam yalnızlığına
    Geride,
    Kentin kapısında gülen yüzleri kaldı
    Bir de,
    Sahipsiz tanrısal gizemi

    *
    Gizi içinde saklı bir soruydu
    Künyelere kazılıydı suretleri
    gittiler
    Ayın simli gölgesinde
    Avuçlarında bir tarih
    Geçtiler,
    Zaman tünelinin mavi penceresinden
    Yedi yüzük bir sihir

    *
    Yüzük,
    Gülüşü kaya sertliği
    Zaman,
    Ağır ağır siliyor yüzüğün kehanetini
    Kil ve dilden yeniden oluşuyor putlar

    *
    Sihir içimizde yatan bir enkaz
    Ansız bir çağın sızılı atmosferi
    Şimdi mekan fabrika bacaları
    Bir bir değiştirmiş yüzleri
    Duygular kara
    Yürekler kara

    Serbest piyasa dostluklar
    ikilem kıskacında
    Hüküm sürüyor iktidar
    Hükümlü olmuşuz
    Hükmettiğimiz çarkın sahte zarında
    Her gün,
    Biraz daha zalimleştiriyor
    İçimizdeki canavarı
    Her kuvvet,
    Biraz daha zalimleştiriyor
    İçimizdeki şeytanı

    *
    Her saltanat bir enkaz
    Her enkaz,
    Kokmuş bir ceset yüzüğün gizeminde
    Örtülü bir toplumsal marjinal gerçeklik
    Modern duygular,
    Çağdaş fikirler,
    Ortaçağ duvarına yapıştırılmış,
    Satılık bir portre benliğimiz

    Gerçeğin özü değil,
    uyarlanmış biçimi hayat
    Hayatın perdesini aralamak
    Siyah beyaz gözlükler ötesinde
    Ve akta değişen kara hayatı kurutmak
    Donuk beyinlerde
    sırrın düğümünü çözmek
    Tüm gizemliliğiyle
    devirmek
    Güçlendiğini sandığı sahte tahtı
    Çağ imajındaki maskeleri kırmak
    Eski saydam yüzleri bulmak
    Yüzüğün sihirli kehanetinde
    *
    Zaman ağır ağır örmüş
    Kafataslarımızın içinde
    İsimli örümcek ağlarıyla
    Bir kaba sığdıramazken
    Kum tanesi hacmimizi
    Ufkumuz,
    bir bardak dolusu çağlayan

    *
    Yüzük
    Hep sessizceydi
    Çığlıkları çığlık
    Dizgin bir asi attı yüzüğün aynasında
    Alıntılar yapıyorum
    Eski defterden bir yaprak
    Değişmeyen tek mevsim
    Halen hüzünlü sonbahar
    Hayatın yüzünde bozuk renkler
    Zaman kayıp, yitik bir mazi
    Kazılı künyeler geride kaldı
    Numaralı tozlu dosyada
    Erkekliğin kibirli cesareti
    Otuz üç dizimli kehribar yüzük

    *
    Yüzük
    Şarap kadehine zehrini boşaltı yılan
    Şekilsel görüntülü dijital dünya
    Vicdanımız
    Anlatamadığımız anlamlarla dolu
    İki yanıttan oluşan bir dünya
    Her yanıt,
    bizi ısıran kara bir yılan
    Kırık camlara yansıyan
    sisli gölgeler
    Parçalar bütünlüğü bir yürek
    Benliğimizi parçalayan o kama, hançer
    Boşaltmakta zehrini kadehimize

    *
    Bir öyküyü kirlettik buzlu bıçak ağzına
    Çıplaklık
    Kara kristal gibi soğuk avuçlarımızda
    sancı
    Değişen bir yüzü belgeleyememek
    her yanıyla
    Vakit geç oldu
    Kapatın ışıkları

    *
    Yüzük
    Bulutla örülü raylarda
    Yelken açıyorum çocukluğuma
    Mavi deniz gözlerimde
    Eski puslu aynada
    Bir yan gerçek kendi tabirinde
    Büyük bir dünya küresi
    Yüzüğün saydam çerçevesi
    Küçük şirin sazlık bir ev
    Çocukluk düşümün arka bahçesi

    *
    Yüzük ve
    Çocukken de,
    Büyürken de,
    Tek oyuncağıydı toprağı

    Kayıp bir adres benliğimiz
    Buğulu simli perde gözlerin
    Saydam ayın
    Kristal çıplaklığında
    Batan güneşin kızıllığı şimdi ülkem
    Ve sen
    Yüreğimden kayan bir hançer darbesi
    Yüzüğün iç çığlığında
    Dünya küresinde
    Dipsiz kuyusuna atılmış
    Yaralı toprağın gizemli sureti
    Yaprak gözlü
    Türkü kıvamında bir toprak
    Sevda kıvamında bir özgürlük
    Zaman sende
    Sihir sende
    Sana akıyor çocuk hayallerim

    Her ufuk
    Senden kalma bir uzaklık
    Her uzaklık
    Sana olan özlemdir

    *
    Yüzük
    Solgun
    Katıksız mevsim
    Üşüyen duygularım
    Dilimde,
    hala geçmişten kalma bir ezgi

    Bir öyküye uyarlamak
    Yaşantısız aşklarımı
    Tablonun fırça izlerini değil,
    renklerini taşımak
    Görüntümüzün gölgesinde

    *
    Yüzük
    Kimim?
    Neredeyim?
    Hangi zamandayım?
    Tarihin sayfasında.
    Rafa kaldırılmış
    tozlu bir dosya.

    Ayrılık Zor Gülüm


    Ayrılık zor gülüm
    senden
    memleketimden
    ve dostlardan

    Yaklaştıkça ayrılık vakti
    yüreğim yanar
    Senden el çekmem
    bakışların sevda dolu
    Özgürlüğe götürür

    *
    Anlatamam gülüm sana
    Anlatamam
    Sevdana sevdalı olduğumu
    Sonra alıştım buralara
    Öten kuşları
    Vızıldayan arıyı
    Altın yapraklı kavağı anlatamam
    Anlatamam gülüm
    Senden ayrılmak zor
    Bir anlık bile

    *
    Sonra dostum
    Giderim gönlüm razı olmaz
    Bilirim sevdam buruk
    Ama senin için
    benim için
    dostlarım için
    Geriye dönüşte
    Tekrar seni kucaklamak için

    O zaman sevdam sevdanla
    yüreğim yüreğinle olsa
    Sana varıp
    Anlından öperim

  2. #2
    TeKoSeR Keca Ciya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Yer
    DePE
    Mesajlar
    2.303
    Tecrübe Puanı
    3

    Ala HPG ..

    Tarihten Gelen Ses


    O kutsal topraklarda bir gün
    sesimi duyacaksın
    Dedi ve sustu

    Ve sonra
    Süzülürcesine çekildi kendi dünyasına
    Kapı yavaşça aralandı
    Gözleri yaşlıydı
    Saçlarımı okşadı
    Sessizce gülümsedi

    Sende mi buradasın küçük?
    Gözlerimi,
    Sesimi,
    Yüreğimi,
    Hepsini aldı birden
    Çekildi kendi dünyasına ağlayarak

    Oysa anlatmalıydım ona
    Çakıl taşlarını
    Dere suyunun ve toprağın gizini

    Yalnızlık sana mahsus değil ki
    Paylaşmaya gelmez biliyorsun
    Ama ben paylaşmak isterdim
    Yalnızlığımı

    Konuşursa çözülecek yaşamın sırrı
    Yaşatacak yüreği
    Söyleyecek dili

    Umursamazlık değil
    Bu sadece hüzün
    Umutlarımı aldığının resmi

    Ellerimi tuttu ve gülerek
    Dinle küçük
    Hüzün nedir?
    Çakıl taşları mı toprak mı?

    Ya yaşam nedir?
    Ya yürek nedir?

    Süzülürcesine çekildi zamanına
    Sesini duydum yüzyıllar sonrasında

    Sizce yaşam nedir diyorum
    Ben ise dinlerken
    Artık duymuştum
    Seslenirken de
    Ben o kutsal topraklardaydım

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 12 kullanıcı var. (0 üye ve 12 konuk)

Benzer Konular

  1. 1.Bölüm - Önderliğe Yazılan Şiirler (GERiLLA Şiirleri)
    By CuDi (Bahoz) in forum Helbest (siir)
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 06-02-2011, 12:08
  2. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09-17-2009, 17:19
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-13-2009, 10:26
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-25-2009, 23:40
  5. YILMAZ ODABAŞI Şiirleri....
    By ciwan in forum Şair ve Yazarlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-05-2009, 11:11

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •